Aziz DOĞANOĞLU


doganogluaziz@gmail.com
  Tüm Yazıları

BAŞARININ YOLU LİYAKATTEN GEÇER

Tarih bize defalarca göstermiştir ki liyakate önem veren devletler varlığını gelişerek sürdürmüş, liyakati önemsemeyen devletler de eninde sonunda yıkılmaya mahkum olmuşlardır. Peki nedir bu liyakat, neden bu kadar önemlidir?  Bu soruların cevaplarını irdelemeden önce liyakatin genel anlamları üzerinde duralım.

Liyakat kelime anlamı olarak, ‘layık olma’ anlamına gelmektedir. Biraz daha açarsak; ‘yakışmak’, ‘yaraşmak’, ‘uygun olmak’ veya ‘işinin ehli olmak’ da diyebiliriz. Peki bir kişi, bir işe nasıl yakışır, hangi nedenlerle o işe uygun veya layık olur? Kısaca bir kişinin liyakatini, yani göreve ne derece layık olduğunu nasıl anlayıp değerlendirebiliriz?

Eğer bir kişi yapacağı işe uygun bir eğitim almışsa, daha önce farklı görevler üstlenerek deneyim elde etmiş, bu görevlerinde başarılı olmuşsa ve çalışma arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurabilmişse bu kişi için liyakatten söz edebiliriz.

Eğer bir kurumda işe almalarda liyakat değil de yakınlık, siyasi görüş gibi başka kıstaslar esas alınırsa o kurumun başarılı olması mümkün değildir. Örneğin bu kurum bir ticari bir işletmeyse iflas eder, bir okulsa öğrencileri kabul görmez, eğer kamu hizmeti üreten bir kurumsa, hizmetleri vatandaşları memnun etmez.

Çalıştıkları kurumda liyakatin esas alınmadığını gören kişiler genellikle iki yol izler: Ya liyakat dışındaki kıstas neyse onu sağlamaya çalışır(torpil vs), ya da isteksiz ve verimsiz çalışır. Her iki durumda da hem kurum, hem de kişi zarar görür.

Nizamü’l-mülk, Siyasetname adlı ünlü eserinde herkesin liyakatince istihdam edilmesi gerektiğini söyledikten sonra alimlerin sözünü anımsatır: “Liyakatli ve tecrübeli bir köle, bin evlattan evladır.” Yani adamına göre iş değil, işe göre adam seçmeliyiz. Nitelikli, ehil, işi sahiplenen personelin bulunması patronların ve yöneticilerin ilk hedefi olmalıdır. Çalışanın kendisini işine ve işyerine ait hissetmesi, işini sahiplenmesi için de öncelikle çalıştığı kuruma değer kattığını hissetmesi gerekir. Çalışanların çalıştıkları kurumlara bağlılığını, motivasyonunu ve yaratıcılığını arttırmak verimlilik ve başarı için çok önemlidir.  Bunun için çalışanlara güven duymak, onlara değer vermek, onlarla gönül bağı kurmak, onların ne istediğini bilmek, beklentilerine cevap vermek, yasal haklarına sahip çıkmak, etkili iletişim kurmak, iş hedeflerini paylaşmak, çalışanın fikrini sormak ve adaletli olmak çalışanın aidiyet duygusunu oluşturmanın temel kurallarıdır. Bazen bir tatlı tebessüm bile çok şey ifade eder.

Bir toplumda mutlu çalışanlar yaratmak iş hayatında verimliliğin garantisidir. Mutlu çalışanlar, büyük başarılara imza atarlar. Ford otomotiv devi kurucusu Henry Ford durumu şu sözüyle açıklamaktadır: "Fabrikalarımı alabilirsiniz, binalarımı yakabilirsiniz, fakat çalışanlarımı geri verirseniz bu işi aynen geri kurarım..." İş hayatında liyakat sahibi, yetenekli, mutlu çalışanlar,  şirketleri ve kurumları coşturup verimlilik ve kârlılık sağlarken, başarısız personel şirketleri iflasa sürükler.

Liyakat sahibi olmayanlar başa getirilmemelidir. Örneğin Osmanlı Devleti’nde beşik ulemalığı sisteminden sonra çöküş başlamıştır. Bu sisteme göre alimin oğlu alimdir diye kabul edilmiştir. Herhangi bir yetkinlik aranmamıştır. İlimle alakası olmayanlar alim olunca medreselerde bozulmalar görülmüş ve bu durum yıkılışın temelini oluşturmuştur.

Liyakat ve ehliyetin ortadan kalktığı durumlarda rüşvet, iltimas, biat ve kulluk toplumu esir alır. Liyakati hakim kılmayan devlet ve toplum çöker. Merhametsizlik, ahlaksızlık, inançsızlık, adaletsizlik, kibir ve cehalet hakim olur.

O yüzden emaneti, liyakat sahibi ehil insanlara teslim etmek, o toplumun güven içinde mutlu yaşaması için hayati derecede önem arz etmektedir. Bu durumla ilgili olarak Rabbimiz(cc) Nisa suresi 58. ayette şöyle buyurmuştur:

"(Ey Müminler) Allah size (görev, yetki ve sorumluluk gibi tüm) emanetleri ehline teslim ve tevdi etmenizi, insanlar arasında (ortaya çıkan herhangi bir ihtilafı çözüme kavuşturmak üzere) hakemlik yaptığınız zaman da adalet ve hakkaniyetle hüküm vermenizi emreder. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.”  

Efendimiz(sav)’de; “İş ehli olmayana (layık olmayana) tevdi edildiği (verildiği) zaman, kıyameti bekle.” (Buhari) Hadis-i Şerifinde belirttiği üzere acı olaylarla karşılaşmamak, kıyametle yüzleşmemek için, yarınlarımız için hayati öneme sahip liyakat ve ehliyete her şeyden fazla önem vermemiz gerekmektedir.

Liyakatin en önemli ilkeleri doğruluk ve dürüstlüktür. Çocuklarımızı bu ilkelere dikkat ederek yetiştirirsek onlar da kendi çocuklarını bu ilkelere önem vererek yetiştireceklerdir. Bu da o toplumda sürekli gelişen kalıcı güven, başarı ve mutluluk getirir. Liyakat esasına göre yönetilen bir toplum düşünün.. Eğitim, bilim, bilgi, birikim, kültür önemlidir. Bireyler kendi ilgi alanı ve yeteneğine göre iş bulurlar. Herkes kendi işini yaptığı için de kimse kimsenin yerine bir şey yapmak zorunda kalmaz. Bu durumda gelecek yaşama yönelik bir kaygı oluşmaz. Yönetici liyakate önem verdiği zaman onun görevlendirmesinde çalışanlar da öyle olur. O toplum mutlu bir toplum haline gelir.

Liyakat ve ehliyetin devlet yönetiminde ne kadar önemli ve gerekli olduğunun bilen ve bunu tavizsiz uygulayan Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konudaki görüşleri hepimiz için  vazgeçilmez düstur olmalıdır:

“Benim için tek bir hedef vardır: Cumhuriyet hedefi!.. Bu hedefe ulaşmak için belirli yolda yürüyen arkadaşların başarılı olması için, girişilen doğru yolda, namus yolunda çalışmak ve faal olmak lazımdır. Benim gözümde başka hiçbir şey yoktur, ben yalnızca liyakat âşığıyım. İşi hep ehline verdim, ehliyetsizi devlet görevinde tutmadım. Devletin çeşitli makamlarına liyakatli, yetenekli, uzak görüşlü, namuslu elemanlar, müdürler, memurlar atanmasını tavsiye ettim.”

“Arkadaşlarıma dedim ki, benden iltimas beklemeyin. Hepiniz benim gözümde değerli, yüksek kardeşlersiniz. Ama hepinize göstereceğim hedef yüce, kutsal bir hedeftir. Hepiniz oraya yönelmişsiniz. Hanginiz daha güzel başarılarla oraya ulaşırsanız, onu, ellerimi çatlayıncaya kadar çarparak takdir edeceğim, alkışlayacağım. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyin! Adam olanlar, insan olanlar, fikirleri olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. Bütün arkadaşlarıma bildirmek zorundayım ki, ben o millî hedefe bütün millet kütlesini yürütmek için doğal, ahlaki bir saikim (amaç), bunu isterim. Ama kim yapar? Kim yaparsa o muvaffaktır.”

Selam ve sevgilerimle…

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 1751

Yorumlar

  1. Erdoğan dalkılıç 26 Nisan 2021 09:37

    Sevgilli öğretmenim çok söze gerek yok ne güzel sözdur Ekmeği ekmekciye vericen bir ekmekte üste vericen.

    Erdal KOZAN 28 Nisan 2021 08:40

    Sevgili kardeşim, güzel ve hislerimize tercüman olan bir yazı kaleme almışınız. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Başarılar diliyoruz. Selâm ve dua ile. Erdal KOZAN

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 657486
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.