Ahundzade Mehmet Sadık Aran’ı (1895-1971) ilk defa Kırgızistan’da iken Tatar Türkü Prof. Dr. Nadir Devlet’ten Filarmonyada kafe sohbetinde dinlemiştim. Bu büyük Turancı daha 23 yaşında iken (1918-20) Azerbaycan Cumhuriyetinde milletvekili oluyor. Rusça, Arapça ve Farsçayı mükemmel bildiği için Mehmet Emin Resulzade’nin ilgi ve yakınlığını görüyor. Bolşevik istilası ile Mayıs 1920’de yeraltına inip isyan örgütlemiş, ancak Tiflis’te yakalanıp hapse atılmıştır. Birçok macera geçirerek İran üzerinden 1924’te Türkiye’ye kaçmıştır. İki yıl İstanbul Edebiyat fakültesine devam edip Trabzon’umda öğretmenlik de yapmıştır.
Aran, Ankara’da Azerbaycan Yardımlaşma Derneğinin Başkanlığını yapmış, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünün kurulmasını sağlamıştır. Türkiye’deki yayın faaliyetlerinden sonra Finlandiya Tatarlarının daveti üzerine 1930 yılında Helsinki’ye giden Mehmet Sadık, “Yeni Turan” adlı aylık fikir gazetesini iki yıl süreyle çıkarmıştır.
Bu defa Finlandiya’da yaşayan Sevil Abbasoğlu ve Atilla Jorma dostlarımın birlikte kitaplaştırdıkları yayından, dolayısıyla Merhum Mehmet Sadık’tan alıntıyla, münferit olarak Solofka Sürgünlerini işleyip Göç ve Mülteci serimize devam edeceğiz.
1932 Yılı Nu 2, sayfa 2-5’te “Solofka’ da Neler Gördüm” başlığıyla yayınlanan yazının özetini vererek dehşeti hissettireyim:
1926’da Bakü’den Solofka’ ya sürgün edilen Veli Bey, beş sene sonra buradan kaçmayı başararak Finlandiya’ya sığınmış ve yaşadıklarını Yeni Turan Gazetesinde anlatmıştır.
Solofka denilen yer Rusya’nın Karelya Cumhuriyeti içinde, Beyaz Deniz kıyısında Murmansk Oblastına bağlı Kandalaş/Kandalakşa adlı rayonun öteki adıdır. Sovyet ve Rus idari yapılanmasında Oblast; eyalet, bölge; Rayon ise ilçe, nahiye büyüklüğünde yerleşim yerleridir. Beyaz Deniz bir Rus iç denizi olup Kuzey kutup dairesi içindedir. Ancak yöre şimdilerde Baltık Kanalı ile güneye ve ticarete açılmıştır.
Soğuğa bakar mısınız? “ Solofka’nın kara ormanlarında… iki gün soğuklara karşı açık havada aç susuz kaldık…900 kişiden 600 kişi ormanda donarak can verdi” Siz bu dramı Aylan Bebek sembolüyle Akdeniz ve Ege kaçak göçmenleriyle kıyaslayabilirsiniz. Şu farkla ki bunlar istekli göçmenler, Solofka’ ya göçürülenler ise zoraki sürgünlerdir. Her halükârda göçün dramatik sonuçları oluyor. Anlatıma devam edelim:
“Bakü Çekası ellerimiz zincirle sımsıkı bağlı vaziyette bizi kapalı kamyonlarla istasyona naklederek Rus saldatların kırbaçları altında üç bin bedbaht Türk gencini mezbahaya götürülen kurbanlık koyunlar gibi hayvan vagonlarına doldurdular… Çekistler bizi –Moskova’ya gidiyorsunuz! Diye müjdelediler”
Bu anlatımda Çeka; Lenin’in Ekim Devrimi sonrası kurduğu gizli polis teşkilatıdır. Bugün de KGB/ Sovyet gizli servisinin devamı olan Rusya Federal Güvenlik Servisi çalışanları, gayrı resmî Çekist olarak adlandırılmaktadır. Saldat ise Rusçada asker demektir.
Bakü’de bir Türk anasının ayrılık isyanı burada çok acıklı ve uzun uzun tasvir edilmektedir. Fakat anlatının bizce çarpıcı olanı: “3.000 kişilik olan bu kafilenin hemen hepsi Türk’tü… Muhafızlar Ruslar ve Ermenilerdi. Yoklama memurları Yahudilerden ibaretti”
“Yolculuk boyunca iki günde bir defa vagonların kafesli küçük penceresinden adam başına birer parça çamurlu ekmek atıyorlardı”
“Solofka Firarileri Kırgızlar, Yakutlar ve Azerbaycan Türkleri anlatıyor… Beşeriyetin yüzünü karartan, insan kılığına girmiş olan bu şeytanların icat ettikleri şu vahşi işkenceleri en iptidai (ilkel) insanların yapmayacakları bedihidir (kesin bilgi anlamına gelen eski bir mantık terimi) Bu korkunç sahneleri gördüğümüz andan gecenin zifiri karanlığında kaçmayı planladık”
“Sağ kalanları her gün hayvan yerine kızaklara koşuyor ormandan odun taşıtıyorlardı…”
Yeni Turan’ın bir sonraki yani 3. Sayısında “Solofka’dan Kaçan Kırgızlar Hakkında” başlığıyla ilginç bir haber yorum vardır. Finlandiya’ya iltica eden Ümbet Efendi ve İs Mirza Efendi soydaşlarımızın kefaletle polisten alınması hususunda İslamcılar ve Türkçüler arasında daha 1932’de bu günkü gibi görüş ayrılıkları baş göstermiştir. Neticede Fin hükumeti tarafından bu iki Kırgız Türkü kefaletsiz olarak serbest bırakılmışlardır. Bunu eşelemek yerine o tarihte nüfus gerçeğine dikkat çekerek konuyu bağlayalım.
1931 Yılı itibariyle Demirperde gerisinde Rus kayıtlarına göre 36 milyon Türk vardır. Türkiye’de ise ilk nüfus sayımını göz önüne alalım ve Yeni Turan gazetesinin beyanına göre 15 milyona yakın Türk vardır. Zira Atatürk’e göre Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Bu yüzden “Ne mutlu Türk olana!” denilmemiş; “Ne mutlu Türküm diyene!” denilmiştir. Türklüğümüzle övünmeyelim mi? Kişi kavmini sevmekle suçlanabilir mi?
*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.