Erdoğan PAMUK


epamuk2001@yahoo.com
  Tüm Yazıları

BULGARİSTAN GÖÇLERİ 3

Göç yazı çalışmalarımızda Balkan Göçleri yerine alt başlıklar kullanarak Bulgaristan’dan başlayıp Yunanistan, Yugoslavya ayırımları yaparak konunun daha iyi anlaşılmasını hedefledik. Ancak tarih gerçekleri ortaya serilmeden, anlatmak ve anlaşılmak zor görünüyor. Şöyle diyelim:

Balkanlarda etnik yapılar küçük ve çeşitlidir. Bu türden küçük etnik devletler bölgesel ve Küresel güçlerin maşası olmaktadır. Bu dün de böyleydi bugün de böyledir. Güncel olarak örnekleyelim: Kızıldeniz’de maraza çıkaran Husiler nasıl İran’ın maşası ise Suriye’deki Kürtler de ABD maşası durumundadır. Daha açık olarak Suriye’de sahada çatışmalar ABD /İsrail ile İran ve Nusayrilerin Lübnan Hizbullah’ı misali vekâlet savaşları şeklinde cereyan etmektedir. Ülkemiz için de PYD/PKK ile bunlara silah, eğitim ve bütçe desteği veren ABD arasında “Türkmen Kuşağında”  ve “düşük yoğunluklu savaş” şeklinde olmaktadır.

Biz düne ve asıl konumuza dönelim:

Balkan savaşlarında sahada Rus desteğinde bulunan Slav/Sırplar, Türk asıllı oldukları kesin fakat Hıristiyan Bulgarlar, İngiliz ve Fransız desteğindeki Yunanlar ve de sürpriz şekilde Müslüman Arnavutlar; Osmanlıya karşı her nasılsa güç birliği yaparak 600.000’i aşkın askerle 1912 Balkan bozgunumuza yol açmışlardır.

Balkan bozgununa herkes farklı bir sebep gösterebilir lakin sanki imanı varmış gibi  “İmanım kadar eminim Balkanlarda savaş çıkmaz” diyen, Hariciye/Dışişleri Bakanımız Gabriel Noradunkyan olduktan sonra…

Hezimet kaçınılmaz! Osmanlı ordusu İstanbul’a yürüyen toplama Balkan askeri güçlerinin yarısı kadar; siyasetin içinde subaylar, ne top var ne tüfek. Birkaç gün içinde Bulgarlar Çargrad dedikleri İstanbul önlerine gelmişlerdi.

Burada maksadımız tarih anlatmak değil fakat Balkan bozgunu ile ilgili çarpıcı iki satır başını size aktarayım:

İlki; Selanik’in tek kurşun atılmadan; Kolordusuna ve bilahare 8. Mürettep ordusuna rağmen Arnavut hain Hasan Tahsin Paşanın bu şehrimizi Yunan’a,  General Meteksas’a teslim etmesidir. 9 Kasım 1912’de Selanik gitti. On gün sonra Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. 470 yıl bilfiil Türk’ün yönetiminde bulunan bu şehirde sürgün tutulan Abdülhamit Han, Almanların Lorelei gemisiyle güçlükle kaçırılabilmişti. Hâlbuki Abdülhamit’i devirenler Selanik’e “Kâbeihürriyet” diyorlardı… Anlayacağınız Makedonya bölgesinin Yunan ve Bulgar arasında Batı ve Rusya tarafından paylaşım savaşının başlatılması; İstanbul’u daha beterinden korumuş Edirne’yi kurtarmıştı. Bağlı olarak diyebiliriz ki Rusya’nın Bulgar ve Sırplar eliyle “sıcak denizlere inme “ politikası ile Selanik’e yoğunlaşması kadar; Avusturya ve Almanların da bahse konu Ege Denizine Balkanlardan inme arzusu ile Selanik’e ilgisi vardı. Bu rekabet, iki yıl sonra bir Sırp’ın, Avusturya Macaristan Veliahdını vurması ile I. Dünya savaşını başlatmadı mı?

İkincisi; Trablusgarp’ın ve “On iki adaların” anlaşmayla İtalyanlara verilmesi ile Balkan savaşına yönelen kahramanlarımız, bilahare paşa olanlar Mustafa Kemal, Enver ve amcası Halil, Hurşit ve Fethi (Okyar)Beyleri Balkanların imdadında görüyoruz. Ancak Suriye’den takviye getirilen askerlerin taşıdığı kolera yüzünden dile kolay 40.000 askerimiz hastalıktan şehit olmuştur.

Rumeli boşalmış Avrupa topraklarını terk etmiştik.

Balkanlarda şanslı mültecilerimizden maada, Tetkiki Mezalim Cemiyeti, bir buçuk milyon “Evladı Fatihân’ın” sadece Türk ve Müslüman oldukları için soykırıma uğradığını kayıt altına almıştır. Sözde uygar Avrupa buna gözlerini yumup kulaklarını tıkamıştır.

Osmanlı torunu olmakla övünen bazı Müslümanların, 15 günde düştükleri utanç verici bu duruma ne diyeceklerini hep merak ederim. Artık ne Selanik, ne İşkodra, ne Manastır. Ne Debre, ne Yanya, ne Üsküp, ne Gümülcine, ne Ohri, ne de Kavala gibi şehirlerimiz var.

Balkan seyahatimde hep düşündüm. Bunlar Balkan savaşları ile uğruna öldüğümüz şehirler ve yurt edindiğimiz mümbit topraklar. Görüp gözlemlediklerim bana Osmanlının Balkanlar kadar Anadolu’ya niçin yatırım yapmadıklarını, önem vermediklerini düşündürüyor. Zira Anadolu’daki tescilli tarih, sanat ve kültür varlıkları nedense hep Selçuklu ve Beylikler dönemine ait. Osmanlı yok denecek kadar az.

Anadolu yaylası, Kafkas ve Balkan göçmenleri olan soydaşlarımızı kaldırır; kaldırdı kaldırmasına da sömürgenlerle beraber Ortadoğulu ve Afrikalıların yurdumuzu paylaşmasını, Türk olmayanların kaynaklarımızı bölüşmesini kabullenemiyoruz.


 Okunma Sayısı : 1076

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

  1. İsmail Aydın 21 Şubat 2024 08:06

    Sevgil Hocam,seninle gurur duyuyorum.Bizleri yazılarınla aydınlatıyorsun.Kalemine ve yüreğine sağlık.Gözlerinden öpüyorum.

    Recep Gökce 21 Şubat 2024 09:14

    Güzel olmuş Kaleminize kuvvet

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 716562
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.