Erdoğan PAMUK


epamuk2001@yahoo.com
  Tüm Yazıları

ALMANYA GÖÇLERİ

Şimdiye kadar göç konusunda yazdıklarımızdan ayrı olarak ve devletlerarası anlaşmalarla sağlanan, zorunlu olmayan, isteğe bağlı işçi göçlerinden söz edelim:

30 Ekim 1961 tarihinde Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İşgücü Sözleşmesi ile göçler başlamış; Vatandaşlarımızın arasına Acı Vatan deyimi girmiştir. Aslında 1959 yılından itibaren Türkiye’den kaçak ve düzensiz işçi girişi başlamıştı. Anlaşma ile bu göçler hukuk ve resmiyet kazanmıştır.

Benzer sözleşmeler bilahare/ardınca ve sırasıyla Avusturya, Belçika, Hollanda, Fransa, İsveç, İsviçre, hatta Avustralya, Libya, Ürdün ve Katarla yapılarak işçi göçleri 1986 yılına kadar resmileşmiş ve bilfiil çeyrek asır/25 yıl sürmüştür.

Dünya savaşlarında erkek ve emek yoğun işgücü sayısını yitiren başta Almanya ile yanı başındaki ülkeler; on yıl geçmeden daha 1955 yılında İtalya, İspanya, Yugoslavya, Yunanistan gibi tecrübesi olmayan, sanayi alt yapısı bulunmayan, fakir komşularından Misafir İşçi statüsü verilerek eleman aldılar. Fabrika ve madenlerini işletme ihtiyacı, buna bağlı olarak sanayi ve kalkınmaları, zenginleşmeleri için göçmen işçi alımları başlatıldı.

İşçi göçlerinin başlangıcında sosyal, siyasal, eğitim ve kültürel boyutları düşünülmeyince, 40 yıldan sonra sadece ekonomik boyutuyla işçi göçünün düşünülemeyeceği gerçeği ortaya çıktı.

Önce Avrupa’da en çok Türk’ün yaşadığı ve dolayısıyla en çok seçmenin Almanya’da bulunduğu gerçeğinde mutabakat sağlayalım. 1,5 milyon(bir buçuk milyon) seçmen bulunduğuna göre Almanya’da yaklaşık üç milyon Türk vardır demektir. Bu insanlarımızın ekonomik, sosyal, eğitim, kültürel ve sportif yönleri yanında demek ki siyasal eğilimleri de dikkate alınıyor demektir. Naçizane önerim bu insanlarımızın diaspora görevlerini güzelce yapmalarını sağlamak olmalıdır.

Ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerini göz önüne alarak inanç ve kültür boyutunda Almanya’daki insanımızın neler yapabileceğini diaspora görevi olarak iyi anlatmak zarureti vardır.

Zaten günümüz İslam’ının en büyük probleminin tebliğ müessesesini çalıştıramadığı olduğu gerçeğini dikkate almalıyız. Birkaç münferit İslam’ı kabul hadisesi ve hamasi nutuklarla bu iş olmuyor. 5-6 asırdır İslam tebliğ edilmiyor. Hâlbuki öncelikle Müslümanın kendisi  örnek, şahit ve müjdeci olmalıdır.

Sözü buraya getirince derim ki: Mükremin Kızılca dostumuz tam da tebliğ işine soyunmuştur. Hilalden Dolunaya isimli henüz okuduğum kitabının altına imzamı atmak isterim. Kitabın okunması yetmez! Mutlaka diğer dillere çevirisi yapılmalı, hatta sinema filmi yapılmalıdır. Çünkü Hans ve Hasan arasında inanç köprüsü kurularak Tevhidin Senfonisi, İslami Tebliğ için… Gibi alt başlıklar yanında, İshak gibi Yahudi, Aldülvahid, Mariya, Ebubekir gibi yardımcı genç figürler forum yapıyor…

Daha neler yok ki; Kuran’ın,  Tevrat ve İncil’in özeti ve tamamlayıcısı gibi olduğu, Kitap Ehli anlayışının getirdikleri, kanaatimce selefilik akımlarına itibar edilmemesi gerçeği, Tevrat’a ve İncil’e inananların mutlaka Kuran’a da inanacakları yine ayet delilleri ile anlatılmaktadır.

Ve Hans ’tan önce arkadaşı Adolf İslam’a giriyor. Hans ise Karaman’a geldikten sonra hidayete eriyor. Bütün atıflar Kuran ve ayetlere değil zaman zaman Tevrat ve İncil’den de alıntılar var,

Karaman demişken 1001 kilise, Derbe, Manazan Mağaraları ve Taşkale tahıl ambarları, Fisandon kilise/camii, Alahan manastırı, Akçaalan Philadelphia antik kenti gezilmesi, görülmesi gereken yerler olarak sayılır. Buradan Hans’la Hasan Ermenek’e geçerken 2250 rakımda Barut Ali’nin Yörük çadırına konuk olurlar.

Tolbunar, Gavurini ve Dedeli yaylaları da gezilir. Kilikya, Taşeli/Sengistan bölgesi ve Ermenek’te tarihi yerler ziyaret edilir. Dekapolis’ten sonra Hans;

-Hz Âdem’den Hz Muhammed’e kadar tek din İslam’dır. Diyerek Müslüman olur.

Ayet: İnneddine indellahil İslam/Allah katında din İslam’dır.

 

 


 Okunma Sayısı : 167

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 418743
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.