Göç olayını alışkanlık ve yaşam biçimi haline getirenlere göçebe denir. Göçebe yaşayanlar tarihin başından itibaren var olup hayvancılık toplumuna aittirler. Eğer o topluluk tarım toplumuna evirildiyse şüphesiz toprağa bağlanacak ve haliyle yerleşik hayata geçecektir.
Atalarımız göçebe Türkler olarak bilinir ve zamanla yerleşik düzene geçmişlerdir. Şöyle ki Osmanlıyı kuranlar bile 400 çadırlık göçebe Kayı boyudur.
Sürekli yer değiştirerek yaşayanlar; bunu aile, sülale, kabile, boy hatta millet düzeyinde konup göçerek hayat tarzı haline getirdikleri için, göçebe terimi çoğulluk ifade eder. Tarih ve sosyoloji ilmi göçebe toplumların, hayvanlarına sürekli otlak arayışı içinde olduklarını ve bu yüzden yer değiştirdiklerini kaydeder.
Göçebelikte iklime bağlılık esas olduğundan ova ve dağlarda mevsime göre konulur ve göçülür. Göçebe yaşayan toplumlar bu yüzden denilebilir ki hayvanlarının beslenme, bakım ve tabiata uyum şartlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Göçebeler sürekli hareket halinde oldukları için dinamik; yerleşik yaşayanlar ise statik/durağandır. Kültür ve medeniyeti öncelikle bir yaşam biçimi olarak kabul ettiğimize göre bu yüzden göçebeler uygarlığı coğrafi olarak iletip taşımışlardır.
Yesevî Ocağında Akay Kine’yi tanımak ve dinlemek nasip oldu. Kimdir Akay Kine?
Türklük duygusunun en yoğun hissedilip yaşandığı özerk Altay Cumhuriyetinde KAM/ruhani lider olan ve eski Türk inancı Tengriciliği yaşayıp yaşatan bir ulu kişi! Ne Müslüman, ne Hıristiyan ne de Budist! Tam bir Atatürk hayranı ve İslam’a yakın. Türkçü, bilge ve tek Tanrı üzerine öğretilerini dinlediğim bir filozof…
Her şeyden önce Turancı fikirlere sahip Akay Kine, Türk Milletini destanlarımızda anlatıldığı üzere Gök tanrının çocukları olarak nitelemektedir. Destanlar Burcu ve Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu hemen aklıma geliyor:
Bir millet yarattım doğuda…
Türk diye yüce bir ad verdim…
Önüne kılavuz kurt verdim…
En güzel ülkeyi yurt verdim…
Zalimin başına dert verdim…
Merhum şairimize göre bu sözler Ayet meali ve tefsiridir ha! Akay Kine de der ki Araplar kul olabilir ama Gök Tanrı’nın/Görklü Tanrının, Yaratılış ve Türeyiş gibi destanlarımıza göre çocukları olan biz Türkler asla kul olmaz, olamaz! Gök Tanrı bunu istemez. Zira kul olmakta kölelik vardır, saygınlık yoktur.
Anlaşılan bizim Akay Kine Hitlervari düşünüp Türkleri ari ırk gibi görüyor. Lakin bu konuya girişimizin sebebi Türklerin medeniyet/uygarlıkları kurup göçebe olarak bütün dünyaya taşıyıp götürdükleridir. En bilinen örneği ise Sümer Uygarlığının Altaylardan taşındığıdır. Varın Çin, Hint, Mısır, Grek, Batı vs. uygarlıklarının ortaya çıkışını siz düşünün. Akay Kam bunları söylüyor. Doğru söze ne denir ki!
Ulu Ata Bitikçi ya da Türklerin kutsalları, tek tanrıcılığı; Ögel, Karahan, Ugan, Köymen gibi hocalarımızla beraber ölmedi, ölmeyecek. Çünkü Gök Tanrı deyince, Gök Bayrak’ı /Göktürkleri akla getirelim de sonsuz kere sonsuz gök anlayışını asla unutmayalım.
Arapçıların Tanrı sözü yüzünden beğenmedikleri, düşman gördükleri, çünkü Esma ül Hüsna’da bu isim yokmuş, Dedem Korkut/Korkut Ata ile makalemizi bağlayalım:
Daim duran Cebbar Tanrı!
Baki kalan Settar Tanrı!
Niceleri seni gökte arayıp yerde istediler…