Erdoğan PAMUK


epamuk2001@yahoo.com
  Tüm Yazıları

AMAN /EMAN

Din terimi olup aman hakkında ciltler dolusu kitap vardır. Arapça emanet köküne dayanır.

Güvenmek, emin olmak, emniyette olmak, teslim olmak anlamında, özellikle gayrimüslimlerin İslam’a aman dilemesi şeklinde can ve mal güvenliği isteğine dair bir hukuk terimidir. Bilirler ki bizde “aman dileyene kılıç kalkmaz”

İslam hukukunda aman;  yetkisi, şekli, meydana gelişi ve sonuçları itibarıyla devletlerarası hukuk doktrini haline gelmiştir. İslam Hukuku deyince fıkhi mezhepler şüphesiz aklımıza gelir. Aman konusunda bu mezheplerin farklı yaklaşımlarına bilahare değineceğiz.

İslam orduları bir yeri fethettiği zaman, mesela İstanbul alındığı zaman, gayrimüslim ahaliye amanname verilmiştir. Çünkü Kilise “müstemin” olmuştur. Yani Fatih II. Mehmet’ten aman talebinde bulunmuşlardır. Bu yüzden İstanbul Hristiyanları “müstemen” sayılmışlardır. İşte bu sebeplerle müstemin, müstemen ve amanname /emanname gibi terimler, İslam hukukunda sıkça kullanılır olmuştur. Bir şehrin, bir beldenin bir kalenin vire /teslimiyet anlaşması ile fethi gibi doğrudan ilgili hukuk belgeleridir. Standart aman belgesinde tuğra üstte, sonra sırayla besmele, hamdele, salvele yani Allaha, peygamberlere, kitaplara ve fethedenin soyu ile kılıcına yemin edilmekte, verilen haklar sıralanarak tarihle bitirilmektedir.

Daha sonraları, yakın tarihimizde amannamelerin şekil değiştirdiği, tam anlamıyla “sulandırıldığı” ve şahsileştirildiği görülmekte, mürur tezkiresi / geçiş belgesi gibi isimler verildiği gözlenmektedir. Sanırım bu durum, İslam ülkelerinin geri kalması ile ilgilidir. Kapitülasyonlar da bir çeşit İslami güvence ve amanname yerine geçen hukuki belgelerdir.

Hukuken “istiğfar etmek” terimi de “Allah’tan aman dilemek” sayılmıştır. Bu önemlidir zira Allah’ın kahrından korunmak için kişinin Tevbe ve istiğfar etmesi, aman dilemesi anlamına gelmektedir. Şahıs kusurlu olsa bile kendisine aman verilmiş olmaz mı? Affedilmişlerden sayılmaz mı?

Eman yahut Türkçesiyle aman lafzı, sanıldığı gibi sadece Müslümanlarca kullanılan bir hukuk terimi değildir. Cahiliye çağında ve İslam’ın ilk yıllarında da bir Arap geleneği olarak sıkça kullanılmıştır. Mesela Hz Ebubekir, Ebu Talip’in vefatıyla Müslümanlara baskı artınca Habeşistan’a göç kararı alır, ancak Yemen’e varışında yine kendisi gibi zengin olan Düganne nam kişinin kendisine kefil olup eman belgesi verince Mekke’ye geri dönmüştür. Yine Buhari kaydına göre Hz Peygamberin, canına kasteden Sürâka’ya eman belgesi vermiş olduğu, Mekke’nin fethinde açığa çıkmıştır.

Tevbe 9/6 ayeti konumuzla doğrudan ilgili olup nazil olan söz konusu ayet uyarına Hz Hamza’yı şehit eden Vahşi ’ye bile eman verildiği görülmektedir. Yine Necran halkına verilen emanname görülebilir. Emanname ile Necran halkının canları, malları, toprakları, onlara tabi olanlar ve dinleri; Allah’ın himayesi, Hz Peygamberin emanı altındadır. Metin, Mugire bin Şu’be tarafından kaleme alınmıştır. Meşhur olan bu anlaşma ile ilk defa zımmilere /kitap ehline vergi konulmuştur.

Hz Peygamber sağlığında benzer anlaşmalar yapmış ve bunları çok önemsemiştir. Mesela Hayber Yahudileri ile yapılan “zimmet” yanı zımmi olabilme anlaşması ile toprak mahsullerinin yarısı karşılığında onlara bu hak verilmiştir.

Sahih kabul edilen bir hadisle “Müslümanların emanı birdir. En aşağı derecede bulunan bir Müslüman da eman verebilir” denilmiştir. Bu yüzden Müslüman bir kölenin de emanı geçerlidir.

İslam hukukçuları ne gariptir ki gayrimüslimleri üçe ayırır. İslam’a en yakını şüphesiz ehlikitap olanlardır. Bunlara zımmi adı da verilir. Gayrimüslimlerden bir diğeri putperestlerdir. Bunlar en aşağı derecedekilerdir. Üçüncü gurup ise İslam korumasından yararlanamayan ve İslam ülkesinde oturum izni olmayan gayrimüslimlerdir. Bunlara harbiler de denir. Statüleri böyle kurula gelmiştir.

Bir Medeni sure olan Hac suresi 17. Ayete rastladım ve düşündüm. Yaratan ne güzel ayırıp sayıyor: “Müslümanlar, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve şerik koşanlar var ya; Allah kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah her şeye şahittir” Biraz da siz düşünün.

Bu çalışmamızın üçüncü paragrafında bahsettiğimiz ve söz verdiğimiz üzere mezheplerin eman/aman anlayışı; hem uzun hem de çok farklıdır. Mesela Maliki mezhebinde devlet reisinin eman belgesini onaylaması şartı vardır. Hâlbuki bizim Hanefi anlayışında cihad şartı vardır. Öte yandan Ebu Hanife’nin bu görüşünden döndüğü ifade edilmektedir. Yine Enes bin Malik, Müslüman çocukların bile eman verme hakkı olduğunu savunmuştur. Hanbel ve İdris aksini iddia etmektedir. En iyisi karşılaştırmalı olarak mezheplerde eman/aman konusu uzmanlarınca ayrıca çalışılmalıdır.

Ne dersiniz, Günümüzdeki pasaport, vize, oturum, iltica gibi hukuki uygulamalar aman/eman sayılmaz mı?

 

 


 Okunma Sayısı : 1142

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 331603
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.