Tarih derinliklerinden başlayarak geçen yazımıza devamla Yeni Kapı ruhuna gelelim isterim.
Bu gün Yeni Kapı dediğimiz yerde, antik çağlarda Lykos denilen bir akarsu varmış. Derenin çağlar boyu taşıdığı alüvyonlarla verimli bir toprak haline gelen bu civar, Osmanlı döneminde Langa adıyla İstanbul’un sebze ve meyve ihtiyacını karşılarmış. Büyük İstanbul depremlerinin birinde bu derenin Haliç’e yön değiştirip kaybolduğu iddiasına rastlamıştım…
Hatta merhum sanat güneşimiz Zeki Müren bile, 1963 yapımı siyah-beyaz bir sinema filminde, bahse konu Langa’dan at arabasıyla sebze taşırken, Bahçıvan sıfatını BAHÇEVAN telaffuzu ile seslendirdiği için dikkatimi çeken “Bahçevan Geldi” şarkısını söylüyordu. Şarkının sözlerinden bir hatırlatma bölümünü verelim:
Ayvalarım sarardı (oy, oy) Deli gönlüm karardı (oy oy)
Yâre narı yolladım(oy, oy) İçinde kalbim vardı (oy oy)
Bahçevan geldi(2) Deh-deh! Düldül(2) Sen Düldül’sün ben Bülbül…
Yeni Kapı Ruhunun şarkı yönü yanında geçen yazımıza konu, bizce Aziz Mahmut Hüdayi’nin verdiği sanki kültürel bir şiir ruhu da vardır. Zira Hüdayi, Yunus Emre’nin;
Yürü bre yalan dünya! Yalan dünya değil misin?
Yedi kere ıssız kalıp, dolan dünya değil misin?
Şiirine nazire yapıp şöyle demiştir:
İşin gücün daim yalan. Çok kişiden arta kalan
Nice kere boşaluben. Dolan dünya değil misin?
Bu ruhu İstanbul’un Top kapısında, Edirne kapısında, Ahır kapısında, Kum kapısında, Çatladı kapısında ve diğer kapılarında bulamadık! Fakat İstanbul’un ruhu daha ziyade Boğaz içinde, Eyüp’te, Üsküdar’da, Sultanahmet’te, Yedi tepesinde, Sâdâbât’te, şarkısında, şivesinde, martısında, balığında…
Ankara’mızın önceki belediye başkanı da herhalde bu kapılara özenmiş olacak ki şehrimizin girişlerine kapılar yaptırmış, bunlarla kalmayıp modası geçmiş, gereksiz ve çok masraflı saat kuleleri dikmiştir…
Şehirlerin de ruhu var
Bu ruh tarihinde, mimarisinde, hafızasında, sanatında, dilinde, insanların genlerindedir. İstanbullu, İstanbul beyefendisi, ya da Angaralı der gibi…
7 Ağustos 2016, Beş milyon insanımız Yeni Kapı’da!
Eşi, emsali görülmemiş, bütün partilerimizin katılımı ile yapılan Demokrasi ve Şehitler Mitingi!
Hem millet olma bilincimiz, hem de dış dünya ve düşmanlarımıza verilen birlik mesajımız!
İşte Yeni Kapı Ruhu dememiz darbelere, iç savaşa ve bölünmeye DUR! Demek; ortak akıl demektir.
Yeni Kapı Meydanında sanki millet ve devlet arasında yeni bir toplum sözleşmesine tanıklık etmiştik!
Bu tarihî olay, geçen beş yılda ne çabuk unutuldu, unutturuldu? Maalesef iyice balık hafızalı olduk sanırım.
Yeni Kapı Ruhu denilen bu olay, hatırlanacağı üzere dînî terör ve örgütünü kullanan küresel odaklar, emperyal kapitalizm ve üst akıl denilen güçlere karşı direniş ve diriliş mesajı değil miydi?
Milletimiz Yeni Kapıda birlik ve vatanın bölünmezliğini haykırdı ama bugün ekonomi ve siyasette gelinen noktada, şer odakları sistematik bir şekilde istismar ve içimize sızma operasyonunu gerçekleştirmektedir. Görünen o ki muhalefet yaparım yerine yıkarım! İktidar benden sonra tufan! Demektedir.
Dostlarım! Bilirsiniz siyasetten uzağım ve siyasileri sevmiyorum. Böyle yazmamı değerlendirirken aydın olma sorumluluğumu dikkate alınız!
Peki, aydın olmak nedir?
Aydın olmak demek: eğitim, irade, ruh ve düşünceyi geliştirmek, toplum sorumluluğu demektir!
Neticede aydınlarımız, Yeni Kapı Ruhunun korunması, siyasi ve idari bütün alanlarda hayata geçirilmesinde, sorumluluk ve pay sahibi olmalıdır.
*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.