ARŞİVİMDEN NOTLAR
Hayret ediyorum. Neler neler okumuş ve ne çok notlar almışım. Arşivime dalmışken, hangi kitaplardan not aldığımı belirtmeden, genellikle doksanlı yıllarda okuduklarımdan önemli gördüğüm hususları küçük kâğıtlara kaydetmişim. Şimdi elime geçince onları okuyup paylaşmak ihtiyacı duyuyorum. Mesela geleceğin tarihçisi Eli Rips (Letonya kökenli Yahudi matematikçi. Belki Vilna Dâhisi diye bilinen) başlığıyla yazmışım; Einstein’a sormuşlar, “üçüncü dünya savaşında ne tip silahlar kullanılacak?”
-Bunu bilemem ama dördüncü dünya savaşının taşlarla- sopalarla yapılacağını söyleyebilirim…
Elektriksiz bir dünyada TV, bilgisayar, internet, kısaca teknoloji olur mu?
Neredeyse yarım asır oluyor ama ABD, Rusya, Çin, İsrail, İran derken, dünya savaşı hiç gündemden düşmemiş.
Tevrat İşaya’dan(peygamber adı): “Geleceği görmek için geçmişe bakmak lazımdır…” Tekvin 21’ de İbrahim’in iki oğlundan İsmail’in annesi Mısırlı Hagar(Hacer) bir hizmetkâr, köledir. İshak doğduğunda, annesi Sarah kocası İbrahim’e şöyle der;
-Bu köle kadın ve oğlundan kurtul. Çünkü benim oğlum İshak’la mirası hiçbir zaman paylaşamayacaktır. Tıpkı bugün İsmailoğluları Araplar ile İshakoğluları Yahudiler gibi…
Gerisi Malum: Baba ile oğul ve anası Hacer, Hicaza gidip Kâbe’yi inşa ederler. İslami ritüeller bu çerçevede gelişir. Ne demişti Einstein? Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki fark sadece bir yanılsamadan ibarettir. Mazi-hal-ati ile ZAMAN dördüncü boyuttur.
İlave bilgi olarak, İbrahim ve oğulları İsmail ve İshak peygamberler Hebron şehrinde defnedilmişlerdir. Burada denir ki “İnsanlık tarihinin kehaneti Tevrat’ın özünde şifrelenmiştir”
Beni asıl şaşırtan Yahudilerin Reenkarnasyona(tenasüh) inanmaları ve Karmik düşünceye sahip olmalarıdır. Mesela diyorlar ki “Hasta olmasa doktora, hırsız olmasa polise ne ihtiyaç var? Sorun olmasa, duaya-tanrıya ihtiyaç olur mu? Kırk bin kişinin açlıktan ölmesine aldırmıyor ama her gün elli bin çocuk doğmasına seviniyoruz. Tanrının yasası böyle”
“Düşünce saf enerjidir. Ölülere can veren, körlerin gözünü açan İsa; çarmıh sürecini durduramaz mıydı, kaçamaz mıydı?” O çarmıhı seçti ve “görün” dedi. “Gerçek olanı görün” dedi ve sonsuz kurtuluşa inanıp inandırdı. Bu yüzden iki bin yıldır dillerde ve gönüllerde yaşıyor. Bizim Hz Hüseyin ve Kerbela gibi.
Kaza dediğimiz şey, örneğin başa düşen tuğla! Bu tip olayları, daha büyük bir mozaiğin küçük bir parçası olarak kabul etmelidir. Çalma arzumuzun ihtiyacı, hırsızı yaratıyor. Tecavüzü mümkün kılan bilinci, tecavüze uğrayan yaratıyor. İnsan, hayatını hep kendi çiziyor. Düşünceleriniz ve bilinciniz, oluşumları yaratıyor. Tanrı sadece saygıda mı vardır? Şakayı yaratan Tanrı değil mi? Ya da şakacı Tanrıda argo yok mudur? İsa Allah’ın oğlu değilse Âdem kimin oğludur? Korktuğunuz şey, düşünce gücüyle mıknatıs gibi çekilip size gelecektir. İşte korktuğuna uğramak böyledir. Düşünce saf enerjidir demiştik. Sürekli bela okuyan kişinin başı beladan kurtulur mu?
Hayatta tüm zevkli şeyler ya yasak, ya yasa dışı, ya ahlak dışı, ya da zararlı (şişmanlatıcı) değil midir? Düşünce jimnastiğimizi James Gleick’in tekerlemesi, ardından bir fıkra ile bitirelim:
“Çivi olmayınca nal gitti
Nal olmayınca at gitti
At olmayınca süvari gitti
Süvari olmayınca savaş gitti
Savaş olmayınca ülke gitti”…
Cehennemde yanmakta olan Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman’a Şeytan keyifle sormuş;
-Nasıl Cehennem sıcak mı? Yahudi cevap vermiş;
-Sayende Cehennemde yanıyoruz işte! Hristiyan’ın cevabı;
-Bedenim yanıyor ama ruhum arınıyor! Sıra Müslümanın cevabında;
-Ne sıcağı? Ne Cehennemi? Nereye geldik biz?