Mehmet Nuri PARMAKSIZ


mehmetnuriparmaksiz@gmail.com
  Tüm Yazıları

ŞAİR KİMDİR?

Devrimizde müteşair çoğaldı.

Her şeyin bilgi üzerine kurulduğu, post-modernizmin hayatımızın her noktasını etkisi altına aldığı şu devirde, gözlerimizi açıp etrafımıza baktığımızda; insanların çoğunun “ ben şairim” diye dolaştığını görmemiz pek mümkündür. Bakınız medyaya, gidiniz dinletilere, açıp inceleyin internet sitelerindeki şiirleri ve dinleyiniz çevrenizdeki insanları, hemen hemen herkes kendini bir “üstat ”ya da “ulaşılmaz bir şair” olarak görüyor.

Oysaki, bir işin erbabı olmak hiç de sanıldığı kadar kolay değildir; hele hele şair olmak kanaatimce en zor iştir. Öyle üç-beş şiir yazmakla, birkaç kitap çıkarmakla olacak amiyane bir iş değildir şair olmak. Belli başlı özellikleri şahsiyetimizde bulundurmadan, ilk başta da dil ve kelimeler üzerinde çalışma azmine sahip olmadan şair olamayız; olsak olsak kimse alınmasın ama müteşair oluruz. “Şiir yazan, daha doğrusu yazmaya yeltenen herkes, henüz "şair" sıfatı­nı hak etmemiştir. Belli yaşlarda hemen her insan biraz şair­ce duygular taşır ve bunları şiire has ifade kalıplarına dök­meye de çalışır. Fakat kişiye asıl "şair" sıfatını verecek olan zamandır. Bu konuda okuyucu ve özellikle zaman ne diye­cektir? Onu bilmek ve beklemek lazımdır. Eğer hak ederse, zaman o sıfatı ona mutlaka verecektir. Bu çağlar boyunca hep böyle olmuştur.” (Özbalcı 2000: 121-122)

Peki kimdir şair? Bu özellikler nelerdir? İnsanların çoğu neden şiir yazar veya okurlar? Ne zaman şair oluruz?

Şair acaba,  “ bizden en uzak ve bize en yakın olan adam” mıdır?  (Eyuboğlu 1997: 93).

Bir kere şunu bilmek lazım, geçmişten bugüne şiirle uğraşanların üzerinde hem fikir olduğu bir şiir tanımının olmaması, şiiri ve de buna bağlı olarak şairliği en zor sanat dalı haline getirmiştir. Doğal olarak tarifi herkes tarafından kendince yapılan bir işin de oldukça çok üstadının olması normaldir (!) “Ne kadar uçarı, ne kadar büyülü olsa da bir insan işidir şiir. Her insan işi gibi onun da tezgâhı, malzemesi, çarşısı, pazarı, yolu yordamı, ustası çırağı, sahtesi sahicisi, kolayı gücü, sağlamı çürüğü olacak elbet. Sağduyu bir şairden her şeyden önce işinin ehli, bilirkişisi olmasını istiyorsa, haklıdır sağduyu. İnsan kendiliğinden durup dururken, nerden geldiği bilinmez bir nefesle kemancı, terzi, filozof, mühendis olamazken ne diye şair olabilsin?” (Eyuboğlu 1997: 273).

Şairin şiire bakış açısının, sosyal ve siyasi yönleri özellikle de toplumu göz ardı etmeden, doğrudan sanatla ilgili olması gerekir. Şiir, hiçbir kurumun, hiçbir ideolojinin ve hiçbir grubun bir propaganda aracı olmamalıdır. Yetenek mefhumu, şairlik için elzem olması yanında tek başına da yeterli değildir. Çevremdeki çoğu yetenekli gencin veya insanın, duygu ve düşüncelerini belli bir kompozisyon ve biçim içine oturtmadan hatta hiçbir estetik kaygı gütmeden şiir yazdığını gördükçe; şiirin ve şairliğin insanlarımıza iyi öğretilmediğini, eğitim ve öğretim kurumlarının bu konuda yetersiz kaldığını ve bu noktada toplum bilincinin de çok zayıf kaldığını söyleyebilirim. Elbette ki bunda tek suçlu olarak insanlarımızı görmüyor; şiiri ciddiye almayan bir neslin yetişmesinde ilk önce, onları doğru bilgilerle donatamayan öğretmenleri sonra geleneğin devamını yaptıkları icraatlarla sağlıklı yürütemeyen siyasileri ve yaptıkları araştırmalarla yazdıkları kitaplarla toplumu bilinçlendiremeyen akademisyenleri ve yazarlarımızı bu sonuca ulaşmamızdan dolayı sorumlu görüyorum. Aslında suç, toplumun bir kesimi hariç her katmanında var; suçsuz olanlar ise gerçekten şair olanlardır.

İlk önce şiiri ciddi bir iş olarak görmek lazım. Bu konuda Peyami Safa 17 Haziran 1936’da Yedigün dergisinde bu meseleyi şu örnekle açıklıyor: “Halkın ruhu sadedir, fakat basit değildir. "Bir ben var, ben'de benden içeru" diyen Yunus dört sade kelime ile en çapraşık ve derin, en mistik ve ifadesi güç ruh hallerinden biri­ni, bir mısrada söyleyivermiştim. Halk şairi en samimi ve dik sözlerinde bile sırnaşık, basit ve laubali olmaktan kaçar: Asil'dir. Şiirin doktorluk kadar bir ihtisas haysiyeti olduğunu kabul etmeyenlere, şiirin doktorluktan çok daha güç bir iş olduğunu anlatmak güçtür. Zamanımızın şair bolluğu ve şiir azlığı bu zorluktan ileri geliyor.” (Göze 1983: 124).

Şiiri, sadece âşık olduğumuz anlarda, duygulandığımızda veya içimizden geçenleri anlatma ihtiyacı hissettiğimiz zamanlarda kullanırken, onu bütünlük arzeden estetik bir biçim içinde düşünmeli, aklımıza geldiği gibi yazdığımız mısraların ancak üzerinde uğraşırsak şiir olabileceği bilincine varmalıyız.

Eğitimi alınmadan veya bir iş iyice öğrenilmeden ortaya çıkan eserin güzel olması tesadüflere bağlıdır. Şiirde anlatılan kadar, anlattıklarımızın mısralara dökülürken etkileyici bir üslupla birleştirilmesi de önemlidir. Şiiri şiir yapan ve onu güzel kılan sadece konu değildir. Şiir sanıldığı gibi basit bir sanat dalı olsaydı; günümüzde ya da her devirde sayılamayacak kadar çok şairin yetişmesi ve hepsinin de çağımızda meşhur bir şair olarak okunuyor olması lazım gelmez miydi? Oysaki, şair diye anılanların azlığı ile yaşadığı devirde şair diye tanınanların çokluğu arasında ters bir orantı vardır. Söz gelişi, “16. yüzyılda imparatorluğun haşmetine paralel olarak Osmanlı Türkçesi ile şiir yazan binlerce insan vardı şüphesiz. Fakat bunlardan kaç tanesi zaman denilen o büyük ve son derece şaşmaz kıstaslara sahip münekkitten vize alıp da günümüze ulaşabildi? Fuzuli, Baki ve nihayet Hayali gibi birkaç ustanın dışında kaç isim sayabiliriz? Ötekiler, eğer bir araştırıcı ya da meraklı çıkıp üzerlerini örten zaman perdesini aralayarak onların da bir zamanlar şiir okyanusunda kulaç attıklarını günümüz insa­nına duyurmazsa, tarihin karanlık dehlizlerinde sessizliğe gömülmüş olarak kalmaya devam edeceklerdir. Bırakın geli­şigüzel bir örnek olarak seçtiğimiz 16. yüzyılı, daha yakın devirlerde yayımlanmış yüzlerce dergi ve gazetenin sararmış koleksiyonları arasında, kendi devrinde şiirle uğraşmış, ka­rınca kararınca mısralar düzmüş binlerce isme rastlayabilir­siniz. Ama şiir ve şairlik söz konusu olunca bugün onların esamisi bile okunmuyor.” (Özbalcı 2000: 121-122)

Şiir kitabı sahibi olmak insanları şair yapmaz. Eserlerin belli bir yerde toplanması tabii ki gerekli olandır; ancak şiirler belli bir olgunluğa erişmeden okuyucu önüne çıkarılırsa, hele bir de – geriye dönüşü olmayan bir yol olan – kitaba girerse, ham meyvenin dalından koparıldığı andaki tat okuyucuya ulaşabilir. Kitap çıkarma hususunda acele etmemek ve eserlerin tekâmüle ermesini beklemek lazımdır.

Yetenek olmadan güzel sözler, hayaller ve söylemler üretmek çok zordur; fakat kabiliyetimiz olduğu halde bunu nasıl kullanacağımızı öğrenemezsek, kapasitemizin tamamını kullanamayız. Her iyi ve hızlı koşan insandan nasıl iyi atlet olmazsa, Türkçe konuşan ve yazan her kişiden de iyi bir şair olmayacağı muhakkaktır. Atletler nasıl nefeslerini ve enerjilerini iyi kullanmayı teknikleriyle öğreniyorlarsa, şairlerinde, özellikle kullandıkları dilin inceliklerini iyi bilmeleri, milli kültürü tanımaları, geçmişteki şiir örneklerini iyi tahlil etmeleri ve araştırmaya dayalı bir yapı içinde müşahede yeteneklerini geliştirmeleri gereklidir.

Şair, şiirin peşinde yılmadan, yorulmadan mütemadiyen koşan adamdır. Şair, yazdığı hem ses hem de mana itibariyle kulağa ve akla hoş gelen insandır; ancak bunları yapabilmek için şairin dalıyla ilgili belli bir bilgi birikimine sahip olması ve dili iyi tanıması icap eder. Hilmi Yavuz, Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi'nde düzenlenen ''Şiire Giden Yollar'' konulu söyleşide, şiir yazmanın çok zor ve zahmetli bir iş olduğunu belirttikten sonra, ''Genellikle 'şairler, duygularını dile getiriyor' diye düşünülüyor. Oysa duyguyu dile getiren kullanılan dildir, şair değil. Eğer öyle olsa idi her duygusal şey yazan şair olurdu. Bunun için şair, dili aktif olarak kullanabilendir'' dedi. Şairin, kelimelerin aktif olmasını sağlaması gerektiğini vurgulayan Yavuz, şöyle devam etti: ''Ancak bunun Türkiye'de çok iyi bilinmediği kanaatindeyim. Şiir yazmanın çok kolay olduğu sanılıyor. Her yazılan şey şiir değildir. Şiir yazmak bir ilhamla duyguları dile getirmekten ibaret değildir, bu işin zanaatini bilmek gerekir. Kelimeler rastgele bir araya getirilerek şiir yazılmaz. Bunun için teknik bilgi, kendisinden önceki dönemlerde nasıl şiir yazıldığının bilinmesi gibi deneyimler gereklidir.'' Yavuz, Türkiye'de şairin sadece şiir yazma sorumluluğu olmadığını, ülkesinin entelektüel tarihine hâkim olması sorumluluğunu da taşıması gerektiğini” de ifade etmiştir.  (Milli Gazete, 27.04.2007).

Şairlik, ne aşkımızın serenadı ne de aklımıza o an gelenlerin ardı ardına sıralanmasıdır. Unutmayınız ki, dili ve kültürü kullanan sanat dallarıyla uğraşanlar, tam yeterliliğe sahip olmadan eser vermeye kalkarsa, iyi niyetle yapılan bu iş dil açısından ağır sonuçlar doğurabilir. Sözlerim yanlış anlaşılmasın; çocuklarımız, gençlerimiz ve insanlarımız şiir yazmasın demiyorum. Şiirde malzeme olarak kullanılan güzel Türkçemiz hususunda dikkatli olunması gerektiğini hatırlatıyor ve şiirin tahminlerinizin de ötesinde ciddi bir iş olduğunu söylüyorum.

Evrensel ve milli kültür sanatçı tarafından hazmedilmezse, şair olunamaz. “Gelenek inkârcıları sanıyorlardı ki, akşamın gurub vaktinde ya da sabahın ala şafağında, uykusuz ve yarı dalgın bir dimağın tül pembe hayalleri içinden şiirler ya­kalanırdı. Dünyanın en muztarib insanı kendileri idi. İyi şiirler söylemek için; ümitleri kırılmış, hayalleri tarumar olmuş, saçları darmadağınık ve hayatın ağır darbeleri al­tında ezilmiş mizaçlar gerekmez miydi? Böyle değilseniz, böyle bir havaya bürünmek gerekiyordu. Gökten hayaller onlara iniyor, ilham perileri onlara durmadan şiir taşıyordu. Serbest ve ele avuca sığmayan kaçıcı duygular, şiirin bizatihi kendisi idi. Ama bu basit duygular, şiir avcıları için ne büyük bir tuzaktı!” (Turinay 1996: 33) Sadece serbest tarzı biliyorum sanarak şiir yazmak da insanı şair yapmaz. Günümüzdeki birçok şairi – şiirlerini sadece serbest olarak yazanları kastediyorum- teknolojinin bu kadar geliştiği şu çağda, hala karasabanla tarla sürmeye çalışan çiftçilere benzetiyorum; çünkü diğer formları bilmeden ve bazı teknikleri kullanmadan serbest şiirde başarılı olacaklarını sanmaları bir hayal olmaktan öteye geçemez. Şair denilen kişi, Türk şiirinin geleneğini ve şiirlerde kullanılan üç formu da ( hece, aruz, serbest ) iyi bilen, nazım şekillerini tanıyan ve tercihine göre şiirlerini istediği formda kurma serbestliğine sahip olan kişidir.

Amerikan şairi T.S. Elliot bir şairin yapıtının tek başına ele alınamayacağını, ülkenin geleneksel yazınına göre değer ka­zanabileceğini vurgular: "Hangi sanat dalı olursa olsun, hiçbir sanatçı, hiçbir şair tek başına ele alındığında tam bir anlam ta­şımaz. Onu anlamak ve onu beğenmek geçmişin sanatçıları ve şairleriyle olan bağlarıyla beğenmektir. Tek basma değerlendi­rilemezler. Şairi ölmüş şairlerin ortasına koymak gerekir. Şairi yalnızca tarih ve estetik açısından değerlendirirken değil eleş­tirirken de bu yapılmalıdır. (...) Yeni çıkan bir yapıtın ülkede­ki yapıtlarla bütünüyle bağdaşması, uyuşması değerinin bir ölçüsüdür. Bu fikri bi­raz açayım. Eğer bir şairin yapıtı ülkesindeki gele­neksel zincirin bir halkasını oluşturmuyorsa bir anlam taşı­maz. Şair yapıtını ülkesinin geleneksel şiir mirasını kullanarak oluşturmalı, öte yandan kendisi de yapıtıyla bu mirası zenginleştirmeli”dir.” ( Alkan 2005: 623).

Şair, devamlı bir araştırma ve deneme içersinde olan, mısralarındaki duygu, düşünce ve hayallerin nasıl daha etkileyici anlatılabileceği endişesi içinde hareket eden adamdır. Unutmayınız ki, Türk edebiyatı içinde şair diye tanınmış ve şiirleriyle hafızamızda yer etmiş sanatçılardan hiç birisi kendisini tam olarak “şair” kabul etmemiştir. Sanatın ne olduğunu anlamış, onu özümsemiş ve doğasını öğrenmiş bir sanatkâr için “ben şairim” diyebilmek cesaret ister.

KAYNAKÇA

ALKAN, Erdoğan. Şiir San’atı, İnkılap Yayınevi, İstanbul-2005.

EYUBOĞLU, Sabahattin. San’at Üzerine Denemeler ve Eleştiriler, Cem Yayınevi, İstanbul-Eylül 1997.

GÖZE, Ergun. Peyami Safa, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1983.

Milli Gazete, 27.04.2007.

ÖZBALCI, Mustafa. Kültür Köprüsü, Akçağ Yayınevi, Ankara-2000.

TURİNAY, Necmettin. Geleneğin Dünyâsı Yeniliğin Ufukları, Akçağ Yayınları, Ankara-1996, 2.Baskı.

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 2980

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 575343
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.