Ayhan NASUHBEYOĞLU


ayhannasuhbeyoglu@gmail.com
  Tüm Yazıları

SANATIN SERÜVENİ

 

        Anadolu toprakları dünya gezegeninde  12 bin yıl öncesinden itibaren birçok ilklere sahip olan, şahitlik eden önemli bir coğrafyadır. Tarımın, yazının, dokumanın, yazılı metinlerin, yazılı kanunların, dinsel  metinlerin, destanların, felsefi metinlerin ilk defa insan yaşamına geçirildiği bu topraklarda bulunmak bizler için önemli bir ayrıcalıktır. Şiirin, resimin, heykelin ilk ve olağanüstü örneklerini de bu coğrafyada görmek ayrıca mümkündür.

        Mezopotamya, Hitit, Sümerler, Selçuklular, Osmanlılar, Cumhuriyet dönemi bu yaşam biçimlerini koruma ve kollamanın yanında kendileri de bu yaşam ve sanat serüvenine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Sanatın serüveni denilince aklımıza, kuşkusuz insanın var oluşundan günümüze sanat adına meydana getirilenlerin tümünü içine alan bir olgu gelir.

        Sanat denilince, genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayalgücünün ifadesi akla gelir. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bazı kısıtlamalar getirilmesinin yanında yeni tanımlamalar da getirilmiştir. Zaman içinde sanatın ne olup olmadığı hususu hararetli tartışmaların odak noktası olmuştur.

        Sanatı sadece estetik olarak algılayan görüşün yanında, duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu olarak ifade eden görüşler de bulunmaktadır. Bazı filozof ve bilimadamlarına göre sanat açık bir kavramdır ve tanımlanamaz.

        Kurumsal sanat görüşüne göre sanat eseri: Bilinçli olarak insan elinden ya da fikrinden çıkmadır. Belli bir sosyal kurum (sanat dünyası) adına hareket eden kişi ya da kişiler tarafından, bazı kısımları hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır.

        Görsel plastik sanatlar; kendi içinde çizim, resim, seramik, fotoğrafçılık, mimari, heykel gibi alanlara hitabetmektedir.

        İşitsel sanatlar; müzik, edebiyat veya yazın olarak karşımıza çıkmaktadır.

        Edebiyat veya yazın; olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığıyla estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır. Daha dar anlamdaki ifadeyle, edebiyatın; bir sanat formu olarak oluşturulan yazılar bütünü olduğu düşünülmektedir.

        Bunda da günlük kullanımdan farklı olarak edebiyatın, dil ürünü olması etkilidir. Edebiyat, genel olarak yazılı ürünler için kullanılan bir terim olmasının yanında, aslında sözlü ürünleri de kapsayan bir genişliğe sahiptir.

        Edebiyat, kurgu veya gerçek algı temelinde de sınıflandırılabilir. Edebi eserlerin tasnifinde “manzum” ve “nesir” tasnifleri yapılmaktadır.

        Zaman içinde edebiyat kavramı büyük bir değişim geçirmiştir. Bugün için edebiyat, yazılı olmayan sözlü sanat formlarını da kapsamaktadır. Son yıllarda bilişim çağının bir kazanımı olarak sanal ortamın gittikçe yaygınlaşmasıyla, edebiyatın geniş bir kolu olan e- ortam edebiyatı ortaya çıkmıştır.

        Meydana getirildikleri tarihler 40 bin yıl öncesine giden heykeller, mağara ve kaya resimleri bulunmaktadır.

        Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Eski Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan, Eski Yunan, Roma, İnka, Maya, Olmek medeniyetlerinden günümüze birçok sanat eserleri miras kalmıştır.

        Rönesans fiziksel dünyanın resmedilmesi ve perspektifin sistematik olarak uygulanıp resimde üç boyut algısının oluşması yönünde teknikler geliştirmiş, doğuda İslam sanatında ise ikonografinin dışında; geometrik şekiller, hat sanatı ve mimaride yoğunlaşılmıştır.

        20. yüzyıl sanat tarihi, bitip tükenmeyen sanatsal arayışların yüzyılı olmuştur. Bu yüzden İzlenimcilik, Dışavurumculuk, Fovizm, Kübizm, Dadaizm, Gerçeküstücülük gibi akımların parametreleri, icat edildikleri yıllardan çok öteye gidemediyse de sonra gelen akımları etkiledi. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Modernizm kültüre hakim olmuş “artık sorgulamadan kabul edilen şey, sanat hakkında hiçbir şeyin, ne sanatın kendisinin, ne sanatın dünya ile ilişkisinin, ne de sanatın var olma hakkının sorgulamadan kabul edilemeyeceği”  Relativizm kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilmiş bu da Çağdaş Sanat ve Postmodern eleştiri dönemini başlatmıştır.

        Postmodern sanat anlayışı küreselleşme sürecinden etkilenmiş görünmektedir. Bu süreçte bireyin yeni bir kimlik arayışında, yeniden yapılanmanın etkileri kaçınılmazdır.

        Teknolojik gelişmelerin çok hızlı olarak hayatımızda meydana getirdiği değişimler, kültürel yaşamımızda ve sanat anlayışımızda ve üretim yöntemlerinde de yeniliklere sahne olacaktır.

        Günümüzde e-ortam olgusu, dijital sanat kavramıyla sanatın daha geniş kitlelere erişiminin kolaylaşmasında etken olmuştur.

        İnsanın kendisini tanıyabilmesinde ve algılayabilmesinde sanatın gerekliliği tartışmasızdır. İnsanın olduğu yerde sanat vardır. İlk insandan günümüze sanat olgusuyla iç içe yaşıyor olmamız sanatın bizsiz olamayacağının kanıtıdır. Sanat dalları arasındaki entegrasyon da ayrı bir araştırmanın konusu olabilecek önemli bir olgudur.

        Ateş, su, ışık, hava, toprak ne kadar gerekliyse; sanat da o kadar gereklidir. Nereye başımızı çevirsek gördüğümüz her şeyde sanatın bir parçasını görebiliriz. Doğa sanat yaşamımızda en büyük ve vazgeçilmez ilham kaynağımızdır.

        Geçmişten günümüze olduğu gibi, geleceğimizde de sanatsız olmamız asla mümkün değildir.

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 716

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 776918
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.