Mehmet Nuri PARMAKSIZ


mehmetnuriparmaksiz@gmail.com
  Tüm Yazıları

SERBEST ŞİİRİ YANLIŞ MI ANLADIK ? ORHAN VELİ FİKİRLERİNDEN VAZGEÇTİ Mİ?

Geçenlerde, “Serbest şiir” konusunda konuşurken, Orhan Veli ve arkadaşlarının (Melih Cevdet ile Oktay Rıfat) “Garip” şiirinden belli bir süre sonra vazgeçtiklerini, bir anlamda “tövbe” ettiklerini söyledim. Bu sözleri duyanlar şaşırdılar, belki de inanmak istemediler böyle bir şeye. Bu konuda onlara yaptığım açıklamayı, sizlerle de paylaşayım.

Orhan Veli’nin 1941 yılında yazdığı ve Garip Şiirinin manifestosu sayılan önsözden kısa bir alıntı:

“Yapıyı temelinden değiştirmelidir. Biz senelerden beri zevkimize ve irademize hükmetmiş, onları tayin etmiş, onlara şekil vermiş edebiyatların sıkıcı ve bunaltıcı tesirinden kurtulabilmek için, o edebiyatların bize öğretmiş olduğu her şeyi atmak mecburiyetindeyiz."

Orhan Veli'ye göre Garip'le "şiirdeki bütün hudutlar" aşılmıştır. Ölçü, uyak, ses, müzik, hiçbir şey sınırlayamaz olmuştur şiiri.

Memet Fuat, Adam yayınlarından çıkan kitabı (1997), Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nde o günü şu cümleleriyle anlatır.

“Siyasal yönden sakıncalı olmayan, alaya alınması, fıkralara sokulması kolay, üstelik de okurların şaşırtılma özlemlerini büyük oranda karşılayan Garip şiiri gazetelerde günün konusu haline geldi. Orhan Veli ince alaycılığı, gırgır reklâmcılığıyla işin üstüne üstüne gitti. Oynadı gazetecilerle...

Gazetelerin köşe yazarları, karikatürcüler bu tatlı konuyu iyice benimseyince, birkaç yıl içinde Garip şiiri bir akım niteliği kazanarak büyük yaygınlığa ulaştı. Şairliğe heves eden gençler şaşırtıcılığı öne alan, çocuksu söyleyişlere yaslanan şiirler yazmaya koyuldular.”

Garip’teki Önsözün üstünden 4 yıl geçince, bu kitabın ikinci baskısı yapılmış ve onun önsözünde,  O. Veli’nin geçmişte söylediklerini beğenmediğini ama bundan dolayı da pişman olmadığını görürüz.

" Hiçbir yaptığımdan pişman olmayacağım' diye bir karar vermişliğiniz var mıdır? Benim vardır. Çok da faydasını gördüm. Bundan bir hayli zaman (önce) böyle bir karar vermemiş olsaydım, üzüntülü günlerimin sayısı muhakkak ki daha fazla olurdu. Bu arada '1941 senesinde Garip adlı bir kitap neşretmişim' diye dövünür durur, hele onun yeniden basılmasına dünyada razı olmazdım."

1945'te Vazgeçemediğim'i, 1946'da Destan Gibi’yi yayımlayan Orhan Veli, 1947'de "Yedigün"de çıkan bir konuşmasında ise, "herkesin acayiplik telâkki ettiği" eski şiirleri için şöyle demekteydi:

"Şimdi onları beğenmiyorum. Şekil bakımından zayıf buluyorum. Şiirin bir de ustalık denen şeye dayandığını o zaman bilmiyormuşuz demek. Bugün bu şairlerden ayrıldık. Halk edebiyatından istifade ediyoruz. Ama bir hamle yapabilmek için, eskilikten silkinebilmek için o şiirleri de yazmak lâzımdı."

1949'da, "Yaprak" dergisinde, Orhan Veli de, arkadaşları da iyice değişmişlerdi. l Mart 1949 tarihli "Yaprak"da çıkan "Genç Şairden Beklenen" başlıklı yazısında, Orhan Veli şöyle diyordu:

"Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkânlar arayalım dedik. Şiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek istedik. İlk işimiz, bilinen sanatları bir tarafa bırakıp, şiiri bu sanatlar dışında şiir yapan özellikleri aramak oldu. Böylelikle onu bir reçete, bir tarife matahı olmaktan kurtaracaktık. Bu işi başarabilmek için de şiir tarifelerinin verdiği tertiplere karşı gelmek gerekiyordu. O tertipleri bulmuş olan şiirle o şiire sıkıca bağlı kimselerin bu dikine giden hareketten memnun olmayacakları besbelli idi. Üstelik biz de görmek istediğimiz işin ne olduğunu belirtmek için, bir takım softaların damarına basmaktan hoşlanıyorduk. Şiirlerimizin yadırganışı sadece alışılmış kalıplar dışına çıkışından değil, çıkmak isteyişinden, bunda ayrı bir keyif buluşandandı. Gayretimizin nasıl bir sebebe dayandığı anlaşılınca biz de biraz yumuşar gibi olduk. Gelgelelim, bu arada şiire girmiş olan bazı şeyler, şiirin öz malı imiş gibi, yerleşti kaldı. Bunlardan biri eski şiirin yüksekten konuşmasına karşılık olarak şiire sokulan alelade konuşma; biri de eski şiirin büyük konularının, büyük heyecanlarının yanı başında yer alan küçük, alelade olaylar, küçük, alelade insanlardı. İlk niyet hiç bir şeyin şiir dışı kalmamasını sağlamaktı. Ama bu yeni şiir yavaş yavaş yayılıp birçok kimse tarafından da tutulunca iş değişti. Genç okur yazarlar, hattâ bu işle uğraşanlar, sandılar ki şiir yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille anlatılmasından meydana gelir. Böyle böyle bu basitlik, bu alelâdelik şiirin bir tarifi, bir şartı oldu. Basitlik, alelâdelik derken belki de biraz insaflı davranıyorum. Basitlik, alelâdelik diyeceğime boşluk, hiçlik desem daha doğru olur. Şairin, mısraları içinde, okuyucuya hiç bir şey söylememesi bir yana, söyleyişteki basitliğin de gerektiği gibi anlaşıldığını sanmıyorum. Kolay okunan mısraın kolay yazılır bir şey olmadığı pek bilinmiyor. Bunu anladığımız an şiirin güçlüklerini görecek, emeğe saygı göstermesini öğreneceğiz. Yalnız şairin emeğine değil; bütün insanların emeğine. Ondan sonra da kolay kolay boş lakırdı edemeyeceğiz. Genç şairlerimizin çoğunda, ne yazık ki, böyle bir boş lakırdı ile yetinme hali görüyoruz. Yazımın baş tarafındaki sözlerden de anlaşılacağı gibi, şiirimizin bu hale gelmesinde galiba bizim neslin büyük payı var. Ama şair olacak kimsenin biraz düşünmesi, niyetle görünüşü birbirinden ayırabilmesi gerekir. Zaman zaman alelade şeylere de dokunabilmek başka, durmamacasına alelade olmak başka. Ayrıca, türlü işlerde çalışan milyonlarca insanın, iş görmüş adam olmanın hakkını kazanabilmek için, göbeği çatlarken, iki lâkırdı çırpıştırıp bir iş yaptım sanmanın kolay kolay hoş görülemeyeceğini bilmek lâzım. (...) Genç şairlerden beklenen, sadece, elbirliğiyle yıktıkları o eski, o sahte, o yaldızdan ibaret şiire karşılık özlü, beşerî bir şiir, bir gerçek şiir yaratmalarıdır. Bunu bugüne kadar biz de gerektiği gibi yapamamışsak çalışalım. Tek, Türk dili de, Türk şiiri de insan içine çıkabilecek, bizi Türk oluşumuzla övündürebilecek bir hale gelsin."

Uzun lafın kısası bunları söyleyen ben değilim, Orhan Veli’nin kendisi.

Şimdi –özellikle şiirlerini serbest olarak yazan- şairlerimizin şu soruya cevap aramalarını istiyorum: Bugün,“Türk dili de, Türk şiiri de insan içine çıkabilecek, bizi Türk oluşumuzla övündürebilecek bir hâl” de mi?

Serbest şiirin, ismi gibi serbest ve kolay zannedilmesi, şairlerinin çoğunun şiirlerini serbest yazmasına yol açıyor. Okumadan, araştırmadan ve belli bir birikim kazanmadan, tesadüfen, gerçek manada şiir yazılabileceğini zannetmek, safdilliliktir.

Dergilerde ve internet sitelerinde yazılan serbest şiirleri görünce, bu işin bu kadar basit olmadığını ve şiirin, bilgiyle desteklenmesi gerektiğini anlatmak ihtiyacı duydum. Şiirin, ne kadar ciddi bir iş olduğunun bir gün anlaşılacağını düşünüyorum.

Tekniklerin bilinip uygulanması, şiire ulaşacağımızın garantisi değildir. Teknikle bilginin birleşmesi doğal olmalı; şiir, gönlümüzden gelen sesin, estetik yapı içinde işlenmesinden doğmalıdır.

Şairler, teknikleri kullanarak özümsemeli ve zaman içinde bu tekniklerin, doğal bir biçimde, hafızasından şiirine nasıl yansıdığını tecrübe etmelidir.

Yaptığım bu açıklamalarla, şiirin ve özellikle de serbest şiirin, neden bu kadar zor olduğunu anlatabildiysem, Türk şiiri adına görevimi yapmış sayıyorum. Kimseye şiirin şöyle veya böyle yazılacağını söyleyemem ama yazılanların daha iyi ve okunabilir olması açısından, bu meselelerin de bilinmesi gerektiğine inanıyorum.

Son söz: Türk şiir geleneğine yaslanmayan hiçbir şiirin, gelecekte yaşayacağını düşünmüyorum. Gelecekte de yaşayacak şiir, sırtını geleneğe dayayan, Türkçemizin güzelliği ve imkânları içinde yazılan şiirlerdir.

Biraz düşünelim ve araştıralım lütfen…

 

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.

 

 


 Okunma Sayısı : 938

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 474905
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.