Ethem GÜNEN


ethemgunen@hotmail.com
  Tüm Yazıları

BOYNUZUN DİBİ

Korku, dağlar aşırır derler ya, kim söylemişse yerden göğe kadar doğru söylemiş.Bahar bütün ihtişamı ile köyü sarıp, sarmalamıştı.

Salep çiçekleri, gelincik ve laleler ılık esen rüzğarla işveli işveli sallanıyor, erik ve armut ağaçları ise taçlanmış, güneşe gülümseyen çiçekleri ile ziyaretçi bekliyorlardı. Şimdi döllenme zamanıydı. Yaseminler de pembe çiçekleri ve sabahın çiği ile onlara davetiye çıkarmışlardı.

Yüzlerce arı, o nazik ve kıvrak bedenleri ile bir çiçekten diğerine dolaşarak, rengarenk çiçek tozlarını alıp, karşılığında döllenmelerini sağlama sözü veriyorlardı. Hem çiçekler, hem de arılar bu alışverişten çok memnundular. Arı sokması her derde deva derler. Hele hele romatizmaya.

Tahsin Amca, köyün yaz aylarındaki çardak kahvecisiydi. Kahve, köyün en yüksek yerinde bulunan okulun bahçe duvarına yakındı. derlerdi.

Buraya aynı zamanda Belenbaşı da keçilerin bir türlü büyümesine fırsat vermediği, yabani keçi boynuzu ağacının yanında ki bu kahve de sıcak çayınızı yudumlarken kuzeyinde Beşparmak Dağlarını batısında Bafa Gölü'nü, güneyinde ise bağ ve bahçeleri seyredebilirsiniz.

Hele akşamları ayağınızı uzatıp sıcak çayınızı yudumlarken, gölün öte yakasındaki Söke Ovası’nın denizle kucaklaştığı Doğanbey Körfezi'nden gün batışını seyretmeye doyamazsınız. Bu kahvenin serin gölgesi sabah erkenden zeytinliği veya bahçesin de çalışarak yorulan insanların, istirahat ve muhabbet yeridir. Çevre köylerden gelip geçenler de burada mola verir. Bu molalar sayesinde her türlü haber ve dedikodular anında bütün köylere ulaşırdı.

Kocamemedlerin İdris, Karaapdullahın Niyazi, Arapoğullarının Veysel, Haççegelinin Şevket, Sakarkayalı Omar, bir araya geldiklerinde; "Duydun mu ulen, İmamların Zekeriye'nin kızı, Burnak'tan, Çetinlerin Memede gaçmış." , "Bu köyde kızan mı kalmamış? Gahbecik", "Dee.. gidi... Zekeriye dee..." diyen sohbetleri, beş köye aynı gün ulaşırdı.

Tahsin Amca'nın kulakları ağır işitirdi. Anlatılanlara göre askerden geldikten sonra daha da ağırlaşmış. Kara kuru, oldukça zayıf, kırk kilo civarındaydı. İçki kullanır. Sık sık yarım panalgin hapı içerdi. Köylünün deyimi ile hapçıydı. İçkisi kalmadığı zamanlarda, içki bulunduğunu tahmin ettiği insanlardan, sağ elinin baş parmağını, işaret parmağının ortasına sürterek; "Aa...aa...gaşşım, yarım... yarım..." derdi. Yani, yarım bardak rakı istiyordu. Siz siz olun isterseniz vermeyin, almadan kolay kolay gitmezdi. Hanımı ise onun bu davranışlarına çok öfkelenirdi .

Tahsin Amca, eğer sohbetleri anlayamazsa, konuşanlar hapı yutmuşlardı. Çekecekleri vardı ondan. Bütün bu insanlar, boynuzun dibini onun elinden almak için pulüm çeviriyorlardı. Boynuzun dibi meselesi, onun için bir saplantı haline gelmişti. O yerin elinden alınacağı korkusu, sürekli tedirgin ediyordu O'nu.

Bunu bilen bazı muzipler, konuşmaları sırasında, imalı imalı o yana bakarak alçak sesle sohbet edip, onu kızdırırlardı. O da ilk yakaladığı üçüncü şahsa, diğerlerini şikayet ederek, " Gene pulüm çeviriyorlar. İlle de boynuzun dibi, boynuzun dibi diyorlar.Bile bile yapıyorlar." derdi.

Beni çok severdi. Biliyordum yakından tanıdığı tek devlet memuru bendim. Benimle dertleşir. Çalışmaya gitmediğinden , zamanının çoğunu benim yanımda geçirirdi. Arılardan çok korktuğumu bildiği için, beni gördüğü yerde "Gee...gaşşım gee.., biçcek sokuvesin... dermandır ." derdi. Hayır, olmaz diyerek kaçışımsa, zafer kazanmış kahraman edasıyla çok hoşuna giderdi. Bazen ona yakalanmamak için yolumu değiştirdim.

Yanlışlıkla da olsa, O'nun kalbini kırmak istemezdim. O, benim en iyi dostumdu. Her isteğimi anında yerine getirir, getiremediği zamanlarsa çok üzülürdü. Birbirimize karşı vefa borcumuz vardı. Ne de olsa ben bu köyün yabancısı, O da yalnızıydı.

Kuşluk vakti ocağın altını çalı çırpı ile yakar, çayı demledikten sonra, önce kendine bir bardak doldurup tahta iskemlesinin üzerinde bağdaş kurarak içerdi.

Bu bir bardak çay, keyif çayıydı. Eee ciğarasız içilmezdi her halde. Bir hoş içerdi meret tütünü. İnce parmakları ile özenle sarar, kenarlarını çizgi halinde ıslatarak yapıştırırdı. O'nun için çok kıymetli olan bu ciğara, incecik bıyıklarının altında, duvara çakılamaınış isyankar çivi gibi dururdu. Öğlene doğru işinden dönenlerle, işi olmayan köyün yaşlılarını beklerdi.

Eğer, beklediği kadar müşteri uğramazsa sinirlenir, anlardı ki köylüler, yine bir evin balkonunda oturuyorlardı. Belenbaşı'na yakın evlerin sahiplerini, bu yüzden pek sevmezdi. Çardağın altı müşteri ile dolup, hizmet etmede zorlandığı zamanlarsa, keyfıne diyecek olmazdı.

Yağmurlu günlerde evin insanları çalışmaya gidince, elinde bir odun parçasıyla bana gelir, çay içmek isterdi . Ne de olsa bedelini odunla ödemişti.

Bilirdi ki köylüler ara sıra bir eşşek yükü odunu, okulun önüne getirmek için benden para isterlerdi. Daha doğrusu benim yanıma hiç boş gelmezdi. Elinde ya domates, ya salatalık, ya da bazlamadan daha büyük yapılan sac ekmeği olurdu.

Köyde düğün kurulduğu anlardan itibaren, Tahsin Amca sarhoştu. Üç gün üç gece devam eden düğün süresince, kolay kolay içki sofrasından kaldırılamazdı. Çift zurna ve çift davulun çaldığı yöre türkülerini çok severdi. Hele de Kerimoğlu'nu. Bin bir dil dökülerek kaldırıldığı içki sofrasına, bir müddet sonra ne yapar eder, tekrar dönerdi.

Bir düğün gecesi içkili olarak eve döndüğünde, yatakta ki kadını hanımı sanarak "Saniye... Saniye...11 diye sırnaşınca; düğün evinden erken dönüp dinlenmek isteyen komşu köyden Samut Haçcası'nın “Aa...gaşşım Tahsin ben Saniye değilim.,.. Tahsin... ben Saniye değilim” 11 diyerek, yataktan kaçıp kurtuluşu kendisine anlatıldığında kahkahalarla gülerdi.

En küçük oğlu Abdullah dünyaya geldiğinde çok sevinmişti.Ona tekne kazıntısı derdi.Birkaç yıl sonra Abdullah'ın rahatsızlanarak sarılıktan ölmesine ise çok üzülmüştü. Bir gün hastalandığını öğrenince kendisini evinde ziyaret ederek şakalaştım. Rahatsızlığı artınca Aydın'a doktora götürdük. Doktor muayeneden sonra beni içeriye çağırarak, ciğerlerinin tamamen iflas ettiğini ve artık yapılacak pek bir şeyin olmadığını söyledi. Hepimiz yıkılmıştık.

Köye döndükten bir müddet sonra onu kaybettik. O köyün neşesi ve en iyi dostumdu.

Boynuzun dibi artık garip kalmıştı.

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 655

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 536176
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.