Aziz DOĞANOĞLU


doganogluaziz@gmail.com
  Tüm Yazıları

DEVLETLER ADALETLE YAŞAR

Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz(sav)’e gelerek; “insanların en adaletlisi nasıl olurum” diye sormuş, Efendimiz(sav)’de; ”kendin için istediğini başka insanlar için de istersen insanların en adili olursun” buyurmuştur. Yine başka bir Hadis-i Şerif’te; ”Adaletli sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesi ve mızrağıdır” buyurarak devleti yönetenlerin Yüce Yaradan’ın temsilcisi olduğunu bildirmiştir.

Adalet denilince ilk akla gelen, adaletin timsali olarak örnek verdiğimiz 2. Halife Hz. Ömer bin Hattab; “Adalet mülkün temelidir” sözüyle: “Devletin esasını adaletin teşkil ettiğini” kastetmiştir.

Adalet; kim olursa olsun herkese eşit davranmak, hakkını teslim etmek, her şeyi layık olduğu yere koymak, hukuk kurallarına uyarak doğru karar vermek anlamlarına gelmekte, karşıtı olan adaletsizlik ise zulüm, haksızlık yapmak, adam kayırmak gibi kötü karar ve davranışlar olarak tanımlanabilir.

Milletlerin birinci erdemi adalettir. Memleketler kılıçla alınır, adaletle yaşatılır. Adaletin olmadığı milletler uzun süre  yaşayamaz, er ya da geç yıkılmaya mahkum olur. Nasıl ki insanların yaşadığının belirtisi kalbidir, toplumların yaşadığının belirtisi de adalettir. Çünkü adaletin olduğu yerde barış, huzur, mutluluk, sevgi, saygı ve güven olur.

Toplumların mutlu ve huzurlu yaşamaları öncelikle insanların birbirlerine ve devletine duyduğu güvenle gerçekleşir. Güven duygusunu zedeleyen uygulamaların başında adaletsiz uygulamalar gelmektedir. Örneğin vergisini tam ve zamanında ödeyen bir kişi, vergisini ödemeyen ve affedilen bir kişi gördüğünde adalete güvenini kaybeder. Kısaca yasalara göre suç işleyen herhangi bir kişi veya kuruma af getirmek adaletsizliğin en belirgin örneklerindendir. Adaletsizlik, toplumu kaosa sürükler, beşerî ilişkileri bozar, ruh sağlığımızı tehdit eder.

Adaletsizliği önlemenin en iyi yolu adaleti doğru uygulamaktan geçer. Adaletin doğru uygulanabilmesi için de adalet sistemi içerisinde uygulayıcı durumda olanların buna uygun davranmaları gerekir. Aynı türden iki olayda farklı iki mahkemenin verdiği kararlar birbirinden farklı olursa, demek ki birisinde bir yanlışlık var ve adalet doğru dağıtılmamış demektir.

Adalet, vicdanla ilgili bir kavramdır. Yani vicdanlı insan adaletli olur. Fakat kimseyi de zorla vicdanlı olmaya zorlayamayız. Zorlayıcı olan, yasalardır. Adalet mahkeme duvarındaki bir yazıdan ibaret olmamalıdır. Birçoğumuzun “mülk” denilince “eşya, mal, sahip olunan şeyler” aklımıza geliyor. Hâlbuki “Mülk”, hükümranlık, egemenlik demektir, yani devlet demektir; güç, iktidar demektir. Adalet; egemenliğin, iktidarın, devletin temelidir.

Ne demiş Hz. Ali: ”Devletin dini adalettir, adaletsiz devlet dinsizdir.” Güçlü olmakla adalet sağlanmaz; adaleti sağlamakla güçlü olunur. Devletin temeli adaletiyken, hiçbir yönetim kaba güçle, yaptım oldu ile ayakta duramaz.

Bir ülkede imtiyaz alıp yürürse, adamı olan, tanıdığı olan, “babası” olan işini halledip, adamı olmayan mağdur olursa, haklı olan değil güçlü olan kazanırsa, “bizden olanlar” el üstünde tutulup diğerleri hor görülürse, işe almalarda liyakat değil, ilişkiler, yakınlıklar, çıkar ortaklıkları gözetilirse adalet sarsılır, devlet yok olur.

Bir ülkede adalet varsa, devletin temelini hiç kimse sarsamaz; adalet yoksa da, temelin sarsılması için kimseye gerek kalmaz.

Gerçek bir adaletten söz edebilmek için adaletin bağımsız olması şarttır. Birçok insanın bildiği 18. yüzyıl Almanya’sında geçtiği söylenen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.. “Prusya Kralı II. Friedrich Berlin yakınlarındaki Potsdam ormanlarında gezinirken yeni bir saray yaptırmak için beğendiği arazide bulunan bir değirmenci, kralın görevlendirdiği kişiler tarafından mülkünü satması için ikna edilemez. Değirmenci, mülkün ailesinden miras kaldığını ve asla satmayacağını beyan eder. Bunun üzerine II. Friedrich değirmenciyi sarayına çağırır ve değirmenin değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif ederek isteğini bizzat dile getirir. Yeniden ret cevabı alması üzerine ''Sen benim kral olduğumu bilmiyor musun?' diyerek hiddetlenir. Bunun üzerine değirmenci ise ‘Haklısınız efendim; ama siz de biliniz ki Berlin'de hâkimler var!’ şeklinde cevap verir.''

Kral, bu cevap üzerine mahkemelerin adaletine kendi aleyhinde de güvenildiğini anlar. Bu yel değirmeninin korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker. Sarayına da  değirmencinin adını (Sans-Souci) koyar.

Ne güzel bir adalet, kralın arka bahçesinde  bir değirmenci. Adalet, kralı ve değirmenciyi dost etmiştir. Adaletin amacı da budur.. İnsanları birbirinden ayırmak, üstünlük sağlatmak, ezmek değil. Adaletin amacı insanların barış ve huzur içinde birlikte yaşamalarını sağlamak, herkesin adalet karşısında eşit olduğunu göstermek ve bunu korumaktır.

Yıllar sonra, 1917 yılı sonunda bir Osmanlı subayı Berlin gezisine katılır. Arkadaşlarına bu hikayeyi anlatarak; “haydi, gidelim ve bu sarayı görelim, değirmen hala duruyormuş.” der. Kimse o soğukta dışarı çıkmak istemez. Bir tek o subay gider. Sarayın karşısına geçer ve bu eşsiz eseri izler. İşte o genç subay Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz..” diyen kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün, tüm mahkeme salonlarında, yargıçların arkasındaki duvara; “Adalet, mülkün temelidir!” yazdırması rastgele değil, devletin adaletle var olacağını ve adaletle yaşayacağını göstermek içindir.

“Adalet”le kalın…

Selam ve sevgilerimle…

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 1087

Yorumlar

  1. T.Karakoç 02 Mart 2021 11:58

    Kaleminize sağlık değerli hocam.

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 464186
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.